MONTE MUSO
Işıklar söndüğünde ve o kibirli deha karanlığa teslim olduğunda, geriye ne kalır? Bir avuç cıva tozu mu, yoksa hiç çalmayacak bir saatin dilsiz yelkovanı mı?"
İstanbul'un yağmurla kararmış kaldırımlarından, gökyüzüne sığmayan rüyalarıyla bir gölge geçti. Zihnindeki muazzam koridorlarda dünyaya biçim vermeye ant içmiş bir genç; kadere ve zamana meydan okuyan mağrur bir isim: Monte Muso. O, parıltılı sarayların ve mutlak bir güç arzusunun peşindeydi.
Ancak şatafatlı rüyaların çağırdığı o uzak topraklarda, Atlas'ın ötesinde bir cehennem onu bekliyordu. Haritaların kusup dışarıda bıraktığı o vahşi esaret kampında, nehir yataklarından süzülen altın değil, bizzat Monte'nin ruhuydu. Zehirli cıva buharını soludukça, parmaklarının arasından akıp giden yalnızca gençliği ve gözlerinin önünde toprağa feda ettiği yoldaşları olmadı; her şeyden üstün tuttuğu, tapındığı berrak akıl sağlığı da o çamurlu dehlizlerde yavaş yavaş çürüdü.
Temiz medeniyet havası fukara ciğerlerini şifayla dolduracağına bir alev gibi dağlarken, mülteci tulumunun kalbine gizlediği ablasının o suskun duvar saatiyle, bir akıl hastanesi odasının sessizliğine mühürlendi. Kulaklarında artık zenginlik fısıltıları değil, karanlık koğuşta kendisini ziyarete gelen yabancı gölgelerin çığlıkları vardı.
Ekmek kırıntısında huzuru arayacak kadar un ufak
şimdi o kimsesiz yatağın başucundaki paslı komodinde zaman ilerlemiyor. Bu kitap; vaktin durduğu, hırsın küle döndüğü o ebedi boşlukta, yarım kalmış tüm büyüleyici zihinlerin anısına süzülen edebi bir gözyaşıdır.
Contact the merchant to order: